Manga eğlencelik sunar! Yapımcı şirketin adı bu anlama gelse de, ve de filmin başında bu şekilde bir sunum olsa da, Ghost in the Shell, vizyona girdiği günden başlayarak her kesim tarafından olağanüstü bir ilginin odağı olmuş, gelmiş geçmiş en iyi canlandırma filmi sıfatını birbirinden bağımsız ve habersiz birçok kişi tarafından almış bir filmdir. Çoktan kült aşamasına gelmiş, geniş bir hayran kitlesinin varlığıyla hala efsane düzeyinde konuşulan film, bir canlandırmadan çok, gerçek sahnelerle çekilmiş bir film şeklinde görülmeye de devam etmektedir. Sanırım bu özellik başka hiçbir canlandırma örneğinde görülmeyen bir etkidir ve Ghost in the Shell gerçekten filme dahil olduğunuz termoptik kamuflaj sahnesi ile birlikte, çizilmiş yapısını unutturarak gerçek görüntülerden oluşan bir film havasında sonuna dek seyrettirir.
“Yakın gelecek, şirket ağları yıldızlara erişiyor, elektronlar ve ışık tüm evrene akıyor. Yine de bilgisayarların gelişimi, ulusları ve etnik gurupları ortadan kaldırmadı.”
Bir alarm durumuyla açılır film, bilgisayar programındaki sanal görüntüler ile alarma neden olan olayın olduğu yere dalıyoruz şehirde “yeşil” renkli görüntülerle. Ardından iki rakam beliriyor sanal binaların üzerinden ve rakamlar binalardan uçar gibi ayrılırken fonda her tarafınızı saran helikopter sesleri yükseliyor. Rakamlar helikopterlere dönüşüyor, fonda sözel olarak verilen adres benzeri bilgiler, bir programın dizilimi içerisinde canlandırılıyor, karşılıklı konuşmaların olduğu yerlere bir bilgisayar oyunu grafiğinde giren kamera, belli belirsiz görüntüleri keskin hareketlerle tarıyor, sesin geldiği lekelere odaklanıyor, sahnelerin geçişleri yeşil rakam benzeri görüntülerin iki boyuttan üç boyuta geçişiyle veriliyor… Filmin bu sahnelerini görmeseniz de, yazıyla verilmiş bu hallerini okurken bile kafanızda oluşacak bütün çağrışımlar Matriks filmine götürür. Ve bu filmden önce Matriks’i izlemişseniz, Ghost in the Shell’in ilk dakikalarında büyük bir hayal kırıklığına uğrarsınız.
Başını önüne eğmiş düşünceli manga kızı planında hareket eden tek bir şey vardır: yumuşak saçları! Rüzgar bile olmadığını düşündüğünüz bir iç mekanda uçuşan saçlarla manga imparatorluğuna dalıveririz hemen. Karmaşık, oradan buradan yakalanmış seslerden oluşan fon etkileri süregiderken, net, buyurgan bir ses duyulur. Haberleşmeyi yakalamıştır yumuşak saçları iç mekanda sallanan kız: endişelenecek bir şey yok! Ülkemize gelince tekrar deneyebilirsin. Karşısındaki “tekrar mı?”diye sorar. Buyurgan ses devam eder:
- “Sorunsuz program diye bir şey olmadığı gibi düzeltilemeyecek program da yoktur. Yanlış mı? “
- “Anlamıyorsunuz. Bunun bir hata olup olmadığını bilmiyoruz. Proje 2501’in gerçek amacı…”
Konuşmanın burasında kamera, haberleşmeyi dinleyen kıza döner. Bir görev verilir kendisine. Kız üzerindeki giysinin çıtçıtlarını sökerek çıkardığında, kısa bir çıplak manga kızı görüntüsüyle plan sona erer. Ardından geçilen geniş mekan tepeden çekimin keyfine varamadan daha bir önceki sahnede geçen konuşmaların çağrışımları, kızın sisteme bağlı olduğu kabloları boynundaki bağlantı yerlerinden çıkarışı vb. olaylar, Matriks’in bir devam filmini izlediğiniz hissini uyandırır ancak bu film Matriks’ten 5 yıl önce çekilmiştir. Daha öncesinde de tasarlandığı açıktır. Açıkçası bir kült haline gelmiş Matriks üçlemesinin kafanızda yarattığınız baştan sona sinemasal tasarım filmi olduğu düşüncesi buruşturulup, buruşturulduktan sonra da sıkıştırılıp, içinde kokuşmuş yemek artıkları ve boş bira kutularının bulunduğu mutfaktaki çöp poşetine hedeflenip güçlü bir kas darbesiyle fırlatılır kafanızda. Yine de biraz bekleyelim, daha filmin başındayız dersiniz, ses ve görsel etkiler bile bu denli –hadi kibarca söyleyelim- “ç”siz alıntı iken. …
Bir diplomatın mekanına yapılan baskında polis, davranışına açıklama getirir. Resmi bir programcıyı yurtdışına çıkarma suçundan söz eder. Bilgisayar programının başrolde olduğu bir filmi izliyoruz ama bunun ucu, Matriks’te ne kadar uzağa gidecekse gitsin artık derken, biraz önceki çıplak manga kızı binanın dış camlarından olaya müdahil olur ve Trinity edasıyla ortalığı kasıp kavurur. İşini bitirdiğinde kendini boşluğa bırakır ki filmi izleyenlerin akıllarında kalan en çarpıcı planda, bedeni büyük iç mekanın görüntüsüne dönüşür ve gözden kaybolur. Filmdeki programda bunun açıklaması da vardır: Termoptik kamuflaj ve hemen ardından filmin adıyla birlikte anılan muhteşem müziğiyle jeneriğe girilir. Jenerik, bir siborg olarak üretilen binbaşı manga kızımızın üretim sürecini anlatır bize mükemmel görsellikler ve sağlam bir sinematografi eşliğinde. Jenerik, kesinlikle oradan alınıp “Bir Siborgun Doğuşu” adı altında gösterilecek kısa film kalitesindedir.
Ülkeler arası bir diplomatik kriz tartışmasının olduğu sahnede kaçak bir programcıdan söz edilir ve yakalanan bu kaçak programcının siber beyni, telefon bağlantısı aracılığıyla ana sisteme bağlanır. Ne yapsanız, filmi seyrederken Matriks’i düşünmeden yapamaz, ilk seyredişte filme bir türlü kendinizi tam anlamıyla veremezsiniz. Seyretme sırası kesinlikle yapım yılı sıralamasına denk düşmesi gereken iki filmden söz ediyorum burada. Üstelik birbiri hakkındaki düşünceleri baştan sona değiştirecek iki filmden.
Ghost in the Shell, gelecekteki bir yaşam biçiminde, insanların ve makinelerin neredeyse birleşme noktasına geldiği, beden parçalarının rahatlıkla değiştirilip onarıldığı, dahası canlı tek uzuv olarak beynin kaldığı mekanik bedenlerdeki yaşamın sürdüğü bir zamanda geçer. Bir yandan binlerce yıl insanın megalomanisinde bir türlü yok olamayan bitmez tükenmez ölümsüzlük düşüncesi hayat bulmuş gibi görünürken, bir yandan da ikincil bir yaratılış efsanesine doğru gideriz ki yaratan-yaratılan kavramları ile yöneten-yönetilen ikilemi çağımız insanı için bir kez daha birbirine karışır.
Yapay zeka çalışmalarında gelinen aşama, kusursuz yapay bedenlere konan yapay bayinlere dek ulaşmıştır. Ancak yapay zeka, insanda gelişen doğal zeka denli acımasız ve suça meyillidir. Gizli bir devlet projesi olarak geliştirilen yapay beyin, sistem bilgisayarlarına girerek insanlarla iletişim kurmuş, onların anılarını, düşüncelerini dolayısı yaşamlarını tümüyle değiştirip kendi kölesi durumuna getirmeye başlayan ciddi bir tehdit unsuru haline gelmiştir. Film, tam da bu noktada yazı dizisinin bu bölümüne yaraşır bir sanal yaşam paranoyasını, bir kez daha sunar seyirciye: anılarım, benliğim, düşüncelerim ve diğer ne varsa gerçekten bana mı ait? Ben, ben olarak gerçekten var mıyım!
Modern çağın kuralları yasalarla belirlenmiş bilindik yaşam biçimi, artık bilimkurgu deyiminin sınırlarını çoktan aşmış bulunan ve siberpunk gibi akımlarla adlandırılmaya başlanan, aslında ciddiye alınması gereken bir tür düşünce biçimine dönüşmüştür. Ne zaman bu düşünce biçiminin her ne kadar geleceği, yani henüz olmayanı “bugünün” mantığıyla algılamaya çalıştığını düşünsem, Jules Verne, hemen bir elinde Aya Seyahat kitabıyla karşımda belirir ve diğer elinin işaret parmağını sallayarak “Sakın haaa, büyük konuşma” deyiverir hemen.
Ghost in the Shell’de anlatılan gelecek, insanın bitmek tükenmek bilmez doyumsuzluğuna yenik düşmüş, yaşanılası durumdan çıkmış bir dünyadan çok teknolojideki ilerleme ile birlikte varılan üst düzey yaşam biçimi olarak sunulur. Neredeyse teknolojik ilerleme dışında bugün yaşadığımız ortamdan pek de farklı değildir. Bu bağlamda filmin geleceğe yaklaşımı biraz ütopik de olsa, insancıl perspektifte ve ne olursa olsun insanın içindeki sağduyunun galip geleceği romantizmi çerçevesinde yapılandırılmıştır. Bir şekilde hoş bir naiflik içeren bu yaklaşımın gerçeğe dönüşüp dönüşmeyeceği ve Jules Verne’in Aya Seyahat kitabını elinden düşürürken hala işaret parmağını sallayıp sallamıyor olacağı bu satırların yazarı tarafından ciddi bir şekilde merak edilmektedir.
Masumane bir bilgi aktarımı yaptığını zanneden bir çöpçü ile onların peşine düşen Binbaşı kızımızla yardımcısının sahneleri, Matriks’in doğrudan “ç”siz aldığı otoyol sahneleri ile eşleşirken, binbaşının 3 adımda koca binaya tırmanıp, çatıya atladığında, bir dizi yerde, başı öne eğik ve sağ elinde silah, sol eli yere destek olacak şekilde, bir süreliğine kalakalan görüntüsü, “Hadi artık fazla oluyorsun, tam bir önyargı oluştu Matriks filmine karşı sende” düşüncesini tümüyle kafanızdan siler atar. Hani, yani, ve aslında gibi sözcüklere girişi yapılabilecek bir cümlede, sanatsal etkileşim olur, mümkündür, her tür sanatta birbirine göndermeler, saygı duruşları vardır, Tarantino bile kendisi için sinema dünyasının en büyük hırsızı olduğunu söyler ama bir filmin planlarının, tasarımlarıyla birlikte böylesine birebir kopyalanması çok zorlanıyorum ama en kibar deyimiyle “aşırı etkilenme” sınıfına giriyor ki, Matriks için kullanageldiğim “yaratıcıları” tanımı, sözlüğümdeki “üreticileri” tanımıyla yer değiştiriyor.
Hani bari bu sahnenin hemen ardından gelen pazaryeri kovalamaca sahnesini alıntılamasaydınız! Filmin finalini de içine alan uzunca bölümün fonundaki ve dövüşlere de eşlik eden sağanak yağmur atmosferi de illa kullanılmak zorunda mıydı! Ya kolları kopan binbaşının, üç kollu makine uzantısı tarafından kafasından tutularak kaldırılması? Hele hele bedeni parçalanan binbaşının yapay beynini devletten gizli evine getiren silah arkadaşının, karaborsada bulduğu çocuk bedeninde onu yeniden canlandırması? Matriks’in çekim aşamalarında, Gloria Foster’in ölümü üzerine, Kahin karakterinin programlama hatası yüzünden beden değiştirdiği gibi zekice bir çözüm yolu diye aklımızda yer eden bu yolun orijinal bir fikir olmayıp, daha önce Ghost in the Shell’de kullanıldığını göreceğini hiç mi düşünmedi yapımcılar bilemiyorum.
Ghost in the Shell’i izlerken, konunun içerisinde bazı sahneler filme soluk kazandıracak denli ayrı birer sekans halinde gelişir. Binbaşı manga kızının, görünmezlik zırhında çöpçü adamla kavgası, finaldeki müze binasının içi, jenerikteki kısa vb. sahneler, bir şekilde Zhang Yimou’nun (Kahraman, Parlayan hançerler…) sinemasındaki filmlerinin ana tasarımının temellerini oluşturan olağanüstü görsellik ve şiirsellikteki dövüş sekanslarını hatırlatır. Sanatta bu tarz esinlenmeler, bir anlamda alıntı yapılan yada gönderme yapılan kişiye bir selam yada saygı duruşu niteliği de taşır ki bu örnek son derece bilinçli ve Matriks’in aşırı etkilenmesinin düzeysizliğini daha açık anlatmak için seçilmiştir.
Ghost in the Shell, teknik anlamda çözülmesi çok zor ve ileri düzeyde sinema meraklılarını bile hayretler içerisinde bırakan olağanüstü görüntüleri, detaylardaki devinimin bile unutulmadığı, üç boyutu sağlayan sağlam perspektifleriyle akıllardan asla çıkmayacak resmen canlandırılmış çizimleriyle devrimsel bir canlandırma sinema örneğidir. Öncesi olmadığından devrimseldir ve bu denli canlı gerçekliğe sahip bir canlandırma film, daha sonraları da bu denli mükemmellikte yaratılamamıştır.
Ghost in the Shell, bir Japon canlandırma sineması örneği olarak zamanında kendinden beklenenden çok daha fazlasını veren, görüntü ve müzik mükemmelliğiyle sinema tarihinde bile ön plana çıkan bir film olurken, konu gelişimindeki aksaksız anlatım ve sağlam sinematografisi ile de önemli filmler arasındaki yerini almıştır. Ancak kült seviyesine öyle bir hak edişle yükselişi vardır ki her zaman bir kült olarak örnek verilen Matriks üçlemesinin, eline bile su dökemeyeceği yerlerde, çok yukarılarda yerini almıştır.
“Ona bakarsak, sizin taşıdığınız DNA’nın da kendini koruyan bir programdan başka bir şey olmadığı söylenebilir. Yaşam, bilginin akışı içerisinde doğmuş bir bilgisayar gibidir. Bellek noktasında DNA’sını kullanan bir yaşam biçimi olarak insan, bireyselliğini, taşıdığı anılardan alır. Anılar hayallere denk gelen şeyler olsalar bile, bu anılar sayesinde insan var olabilir. Bilgisayarlar bu hafızanın dışsallaştırılmasını sağladığında, oluşabilecek her türlü sonucu gözden geçirmeliydiniz. “
Birbiriyle Eşleşen Filmler Serisi – Giriş
Birbiriyle Eşleşen Filmler Serisi – 1 Dünyaya İnen Melekler - 1 “Melekler
Şehri (Brad Silberling)”
Birbiriyle Eşleşen Filmler Serisi – 1 Dünyaya İnen
Melekler - 2 “Angel-A (Luc Besson)”
Birbiriyle Eşleşen Filmler Serisi – 1 Dünyaya
İnen Melekler - 3 “Berlin Semaları (Wim Wenders)”
Birbiriyle Eşleşen Filmler Serisi – 2 Olağanüstü Öykü Anlatıcıları -1 “Büyük
Balık (Tim Burton)”
Birbiriyle Eşleşen Filmler Serisi – 2 Olağanüstü Öykü Anlatıcıları -2
“Kızarmış Yeşil Domatesler (Jon Avnet)”
Birbiriyle Eşleşen Filmler Serisi - 3 Modern Çağda Sanal Yaşam Paranoyası -
1
"eXistenZ – (David Cronenberg)"
Birbiriyle Eşleşen Filmler Serisi - 3 Modern Çağda Sanal Yaşam Paranoyası -
2
"The Matrix - Andy/Larry Wachowski"
Birbiriyle Eşleşen Filmler Serisi – 4 Yalnızca Seri Katildiler - 1 “Badlands (Terrence Malick)”
Birbiriyle Eşleşen Filmler Serisi – 4 Yalnızca Seri Katildiler - 2 “Natural Born Killers - Katil Doğanlar (Oliver Stone)”
Birbiriyle Eşleşen Filmler Serisi – 4 Yalnızca Seri
Katildiler - 3 “Bonnie ve Clyde (Arthur Penn)”
Birbiriyle Eşleşen Filmler Serisi – 5 Görsel şiirsellikte Uzakdoğu - 1
www.tabularasa.ozar.net