Ana Sayfamız

Bir mucizedir yaşamak (Yaşamın Mucizesi)

Zahide ÜZÜMÇEKER

 

 

İnsan yaşadığı hayatı kendi yapar. Olasılıklardan birini seçmekle sorumluluk alır, yürüdüğü yolun inşası başlar. Yaşamın yoluna çıkardıklarını içtenlikle kabul eden iyi yürekli Luka'nın tren yolu projesi içinden geçip gidilen yaşam olur. Yollar kentleri birbirine bağlar, ovalar aşılır, dağlara tünel açılır derelere köprü kurulur. Yollar bizi buluşturur, ayırır aynı zamanda. Mühendis Luka (Slavko Stimac), opera sanatçısı karısı ve spora sevdalı yetenekli oğlu Miloş'la (Vuk Kostic) bir kasabaya yerleşir. Henüz üzerinden tren geçmeyen raylardan posta işlerini yapan Veljo'dan (Aleksandar Bercek) başka geleni olmayan tren istasyonunun yanındaki evde yaşarlar. Ördekleri civcivleri, kedi ve köpekleri ile yayladaki koyun sürüsü gibi hayata yayılırlar. Tasarladığı tren yolu projesinin örnek modeli üzerinde çalışan, tavuğun altından alınmış sıcak bir yumurta içerken ve herzaman an'da yaşayan Luka mutludur, ama Belgrat'tan istemeden gelen karısının dinmeyen huzursuzluğuna hastahanede çare ararlar boşyere. Jadranka (Vesna Trivalic) opera şarkıları söyleyerek katılır yaşama, varlığını şarkılarda sürdürür, yaratıcılığını şarkılarda gösterir. Futbol sahasının ortasına arya söyleyerek yürürken Miloş'tan gelen gol takıma maçı, Miloş'a başarı kazandırır. Kasabadaki kutlamalarda sahnede söylenen düet, erkek ve kadının toplum tarafından belirlenmiş rollerinin sonuçlarını dile getirmekle kalmaz, dişil ve eril özelliklerin birliğine işaret eder. Jadranka susarak yaşayamaz. Çabuk inanan, duygularını derin yaşayan ama az düşünebilen Luka gelen savaşları göremez. Ramazan ayında birbirlerini börek yemeğe davet eden müslümanlar ve sırplar arasında savaş başlatılır 1992 Bosna'sında. Miloş askere çağrılır. Luka kadeh kaldırırken bunun askere değil savaşa çağrı olduğunu anlayan Jadranka, Luka'nın örnek modelinden başlayıp babasının büstüne kadar pekçok eşyasını parçalarken haykırır “evde ölü bir kahraman mı istiyorsun?” Oğlu otobüsüne koşarken Luka'nın ‘kafanı da kullanmalısın hız yetmez’ diye verdiği akıl kendi kollarını boş bırakır, kedisine sarılır. Miloş askere, Jadranka'da Macar müzisyene gider. Luka yalnız kalmıştır. Oynarken kedinin düşürdüğü oğlunun topunu kaybetmemek için ardı sıra yuvarlanırken, yakaladığı topa oğluymuş gibi sarılır.

 

Savaş nedeniyle tren yolu Luka'nın sorumluluğunda kısmen açılır. Uçak, silah, patlama sesleri gecelerin sessizliğini çalar. Elektiriği kesilmiş karanlıklarda raylardan kaçak içki, sigara, petrol ve savaşın yeni zenginleri geçer. İnsanlara taşıdığı iyi haberlerle mutlu olan Veljo karaların karası haber getirir, Miloş esirdir... Esir değiş-tokuşu için kaçırılan müslüman Sabaha (Natasa Solak) Luka'ya teslim edilir. Gençliği, temizliği, bal taşıyan gözleri ve sevdalı yüreğiyle Sabaha Luka'nın yaşamına yerleşir.

 

 

Savaş arasında türeyen çete liderleri birbirlerini ve işlerinin önüne dikilenleri temizlerken, evlerinden kaçmak zorunda kalanların elindeki esir hemşire Sabaha bir kadına bebeğini doğurtarak, askerin “Luka bu bizim savaşımız değil, benim senin savaşın değil” sözünü doğrular. Ama dağlarda, yollarda yuvalarında insanlar vurulur. ''Mutluluk hayatın sana verdikleridir'' diyen türküler söylerken insanlar ölür. Barış, insanlığın yüreğine yerleşmeden yeryüzüne nasıl gelsin.. Luka'nın damarlarından çekilen kan, esir değişimi için değil onu yaşatmak için Sabaha'ya aktarılır. Sabaha'sını kollarından alan köprü biricik oğlu Miloş'u kollarına bırakır... Yaşamak bazen başını tren raylarının üzerine hiçbirşey-hatta tren bile- beklemeden bırakabilmektir. BİR MUCİZEDİR YAŞAMAK. Bir Emir Kustirica filmi. Bitmeyen kavgaları, heran karşımıza çıkan çeşitli hayvanları ve içimizin döşemelerini yerinden oynatan müzikleriyle düşle düşüncenin, olanla olacak olanın iç içe geçtiği bir film. Çoğu kez yaşarken farkına varmakta zorlandığımız yaşamın anahtarı ayrıntıları göstermek yerine sezdirmeyi seçmiş. Yüzünü bir gösterip bir gizleyen mizah dudaklardan eksik olmayan gülümsemeyle filme güzellik vermiş. Öyküyle birlikte akarken cömertçe sunulan doğada karlarda ya da samanlarda yuvarlanabilirsiniz. Oyuncular - demeye dil varmıyor, yaşayıp yaşatabildikleri sıcak öykünün sahiciliğini gözlerimizden yüreğimize akıtıyorlar. Yaşamak; mucize değilse nedir, aşk; yaşamak değilse nedir......