Ana Sayfamız

Vedat Sakman: “Yeşilçam’da hep bir çakallık ve

kurnazlık meselesi vardır!”

 

Alptekin GÜNDÜZ

Hasan MINGIROĞLU

 

 

Vedat Sakman, Türk müzik sektörünün duayenlerinden bir isim… Sakman’ın şarkıları hepimizin hayatına bir noktasından ulaşmıştır mutlaka. Kimilerimiz aşkın adrenalin dolu heyecanını onun şarkıları ile yaşamışızdır, kimilerimiz de ayrılığın hüznünü ve acısını… Çoğumuzu derinden etkileyen şarkıları yanında, Sakman yaptığı film müzikleri ile de tanınan bir sanatçımız… eniyi100film.com ekibi olarak Sakman ile yaptığımız söyleşide A’dan Z’ye sinemayı konuştuk. Beyoğlu Sakman Bar’da gerçekleştirdiğimiz söyleşide, sanatçımız sinema üzerine ilgi çekici düşünceler dile getirdi…

  

Vedat Sakman’ın sinema ile tanışması çok küçük yaşlarda gerçekleşmiş. “Sinema ile daha 4-5 yaşlarında tanıştım. İzmir ve Konya’da geçen çocukluk dönemimde sinemanın büyüsü beni etki altına almaya başlamıştı. İzmir’de yaşadığımız yıllar henüz siyah beyaz filmler dönemiydi. Yazlık sinemalar 23 Nisan’da açılırdı ve büyük bir heyecanla beklerdik o günün gelmesini. Tabii Amerikan filmleri hakimdi sektöre. Seyrettiğimiz bütün filmlerde Amerikan rüyası pompalanırdı. Şimdi düşünüyorum da Amerika’nın topyekün hayatımıza girdiği yıllarmış. Zaten Marshall Yardımı nedeniyle okullarımızda bile hergün Amerika hakkında konuşmalar yapılır, oradan gelen yardımlar dağıtılır, broşürlerde Amerikan ailesinin mutluluğu anlatılırdı. Tam da o ortamda kovboy filmleri en vazgeçilmez alışkanlığımızdı. John Wayne’lı o filmleri unutmak mümkün mü? Sokakta kovboyculuk oynarken kimse kızılderili olmak istemezdi. Oysa gerçekler ortaya çıktığı için şimdi herhalde çoğunluk kızılderililerden yanadır. Renkli filmlere geçiş bizim için büyük heyecandı. Başlangıçta filmlerin 5-10 dakikalık bir kısmı renkli oluyordu. Şaşkınlıkla ve zevkle seyrederdik…”

  

Sakman, zaman içinde son derece kaliteli filmlerin de yapılmaya başlandığını anlatırken tarihi filmlere dikkat çekiyor. Ben Hur, Kleopatra gibi filmlerin getirdiği farklılığı anlatıp 60’lı yılların büyük film projelerine imkan tanıdığını vurguluyor. Sakman’ın çocukluk yıllarından aklında kalan en önemli yapım ise Susuz Yaz… Ergenlik çağında seyrettiği Susuz Yaz’ı hayatı boyunca anımsadığını söyleyen sanatçımız, bu filmin Türk sinema tarihi açısından da bir dönüm noktası olduğunu anımsatıyor. Sohbetin bu aşamasında devreye Hasan Mıngıroğlu giriyor ve Susuz Yaz’ın çeşitli anketlerde en önemli 10 Türk filmi arasına girdiğini belirtiyor.

 

Söyleşimizin ilerleyen dakikalarında Yeşilçam’ı masaya yatırıyoruz. Sakman büyük bir açık yürelilik ile Yeşilçam’a sert eleştiriler yöneltiyor. “Ne yazık ki Yeşilçam uzun vadede Susuz Yaz gibi kaliteli filmleri değil, populist yaklaşımları tercih etti. 50’li ve 60’lı yıllarda bin türlü yozlaşma yaşandı Türk film sektöründe. Yeşilçam, Türk insanının duygularını son noktaya kadar sömürdü. Anadolu’nun saf insanını nasıl ağlatırız diye seri üretim filmler yaptılar yıllarca. İnsanları ağlatan standart konulu ve diyaloglu naylon filmlerle çok büyük paralar kazanıldı, ancak bu paralar Türk sinemasına geri dönmedi. Bazılarının ceplerini doldurmaya yaradı sadece. Naylon filmlerle köşeyi dönenler, sinemaya en ufak bir yatırım yapmadılar ve en sonunda da 70’lerde yaşanan trjikomik döneme ulaşıldı. Superman Amerikada vizyona girer girmez, bizimkiler de 3-4 günde Superman filmi çekti. Kalite dibe vurdu ve porno filmler furyasını başlatan yolun kapısı aralandı. Kimse bana Yeşilçam’da masumiyet olduğunu kabul ettiremez. Yeşilçam’ın pek çok açıdan saygı duyulacak tarafı yoktur.”

 

Vedat Sakman’a nasıl film müziği yapmaya başladığını soruyoruz… Kurşun Ata Ata Biter, Beyaz Bisiklet ve Kiraz Çiçek Açıyor hakkında konuşuyoruz uzun uzun: “Zaten gençlik yıllarımdan itibaren filmleri izlerken nasıl oluyor bu işler diye düşünmeye başlamıştım. Kitaplar alır okurdum. Aslında konuya sadece müzik açısından da bakmamak lazım. Film müziği yapabilmek için sinemayı her açıdan iyi bilmeniz ve anlamanız gerekiyor. Hatta ses efektlerinin bile ayrı bir derin dünya olduğunu ifade edebilirim. 85 yapımı Umut Elçi filmi ‘Kurşun Ata Ata Biter’ ile başladı film müziklerine girmem. Tabii o zamanlar çok ilkel aletlerle çalışılıyordu. Ama yapılan yüreği titreten bir iş olunca büyük emekler vererek özenli işler çıkarıyorduk. Bana kalırsa film müziği, filme hizmet eden alt bir unsur olmalı. Filmin önüne geçmeden onunla bütünleşmeli ve genel kurguyu alttan beslemeli. Film müziği sanatçının kendisinin hayal ettiği bir olgu değildir. Bir başkası size hayalini verir ve siz o hayali desteklersiniz, müziğe çevirirsiniz. Aslında bu durum kendi içinde bazı kolaylıklar da yaratır. Çünkü karşınızda önceden belirlenmiş bir senaryo ve şablon vardır. Kafanızda yeniden yaratmak zorunda kalmazsınız bazı şeyleri, imaj size hazır verilir. Artık gerisi sizin yeteneğinize ve film müziği konusundaki bilgi birikiminize kalmıştır.”

 

Sakman, her yapımda film müziğine aynı ciddiyetle yaklaşılmadığının da altını çiziyor. Anlattığı örnek gerçekten düşündürücü… “90’lı yıllarda bir telefon geldi. Feza Film bir proje üzerinde çalışıyormuş. Minyeli Abdullah dediler… Olabilir tabii, ama senaryoyu görmem ve proje üzerinde çalışmam lazım yanıtını verdim. Madem büyük bir film yapmak istiyorsunuz, projenin her unsuru hakettiği ölçüde büyük olmalı değil mi? Bir daha aramadılar sırf senaryoyu görmek istedim diye. Ne yazık ki Türk sineması henüz film müziklerinde de istenilen aşamaya gelemedi bu bakış eksikliği nedeni ile.”

 

Vedat Sakman, John Williams’ın film müziklerini örnek veriyor ve müziğin esere kattığı gücü anlatıyor: “Jaws’ı düşünelim mesela. Zaten bir köşe taşıdır bu filmin müziği. Film boyunca gerilimi müzik taşır ve yaratır. Jaws’ı Jaws yapan etkenlerdendir müziği. Batıda film müziklerini kalabalık orkestralar, senfoni orkestraları seslendiriyor. Yine John Williams’ın müziklerini yaptığı Star Wars serisini ve İndiana Jones’u düşünelim. Ne kadar büyük bir emek ve ne kadar muhteşem eserler var ortada. Biz henüz bu seviyede değiliz tabii.”

 

Sanatçımız, sohbetin bu bölümünde yine Yeşilçam’lı günlere gönderme yaparak bizleri oldukça güldürüyor. “Bizim Yeşilçam filmlerinde aslan yeleli sarışın kadınlar sahneye çıkar, müzikle görüntünün senkronu da zaten tutmazdı. Kadın ağzı kapalıyken şarkı söyler, piyano sesi yokken piyanist piyano çalardı. Zeki Müren’in Bahçıvan filmi ile de goy goy müziği furyası başlamıştır. Film endüstrisi, müziği de sömürülen bir araç olarak görmekten öteye gidememiştir. Ortada hep bir çakallık ve kurnazlık meselesi vardı.”

 

 

Konuyu dizi müziklerine getiriyoruz… Malum, Sakman’ın imza attığı çok sayıda da dizi müziği var. Feride, Mars Kapıdan Baktırır, İkinci Bahar ve Kurşun Kalem sanatçımızın müzikleri hayat bulan TV yapımları… Sakman, İkinci Bahar’ı bu dizler içinde özel bir yere koyuyor. “İkinci Bahar’ın hazırlıklarına 1,5 sene öncesinden başladık. Unkapanı’ndan güneydoğu müziğine dair örnekler toplayıp, ciddi bir araştırma sürecinden geçtim. Güneydoğu müziği benim bilmediğim bir müzik türüydü ve öncelikle öğrenmem gerekiyordu. Ayrıca kolay çekilen dizilerde yönetmen bol müzik ister zaman kazanmak için, oysa İkinci bahar’da bunun tam aksi bir şekilde az müzik isteniyordu. Senaryoyu ve genel akışı destekleyecek düzeyde az müzik kullandık. Bununla birlikte her sahne için 2-3 alternatifli işler ürettik. Amacımız en güzele ulaşmaktı. Yavuz Turgul doğru tespitleri olan, detay çalışmalara önem veren bir yönetmendi.”

 

Sakman konu sinemadan açılınca Yılmaz Güney’e vurgu yapmadan da geçemeyeceğini söylüyor. Güney’in dünyanın en iyi sinema yönetmenlerinden biri olduğunu anımsatarak Sürü ve Umut filmlerine değiniyor. “Güney’in filmlerinde sergilediği anlatımın ve perdeye gelen karelerin başarısını alkışlamak gerekiyor. Nasıl muhteşem görüntülerdir, nasıl etkileyici sahnelerdir onlar… Dilerim genç yeteneklerimiz onun yokluğunun açtığı boşluğu doldurmayı başarırlar.”

 

“Ya müzikaller” diye soruyoruz Sakman’a… Türkiye’de bir müzikal kültürü bulunmadığını, Lüküs Hayat’ın tek somut ve ciddi örnek olduğunu, ancak onun da sinema değil tiyatro kökenli bir eser olduğuna dikkat çekiyor sanatçımız. Sakman müzikal eserleri için eğitimli insan kaynağı sıkıntısı da çekildiğini vurguluyor. Atları da Vururlar oyunu için yüzlerce kişinin arasından birkaç eğitimli ve yetenekli kişiyi zar zor seçtiklerini belirtip, daha katedilmesi gereken çok yolumuz olduğunu anlatıyor.

 

Vedat Sakman, bundan sonra neler yapmamız gerektiğini sorduğumuzda ise kesin bir dille “Önce oturup konuşmalıyız. Kimse bir şey yapmasın. Önce doğruyu bulalım. Çünkü her yapılan, yozlaşmanın artmasına yardım ediyor sadece. Toplumda acayip bir kirlenme var ve bu müziğe de yansıyor. Estetiksiz, zevksiz bir müzik var ortada. Toplumdaki yaşam tarzının bir yansıması yani… Bu nasıl olur ben de bilmiyorum, ama oturup konuşalım, bunu nasıl aşarız diye düşünelim, planlayalım ve bilinçli adımlar atalım. Başka seçeneğimiz yok… Toplumuzda herşey çelişkiler bazında yaşanıyor. Bir yanda dinsellik yoğun olarak pompalanıyor, ama aynı çevreler küfürü, hırsızlığı ve her türlü yozlaşmayı da destekliyor. Nasıl çıkabilirsiniz ki bu kaosun içinden?

İşimiz gerçekten çok zor…”

 

Sohbetimizin son bölümünde günlük hayattan örnekleri konuşuyoruz Sakman ile. Ağzımızdan çıkan her örnek yeni bir çelişkiyi ortalığa seriyor, içinden çıkamıyoruz konuştukça… Yine de o bilindik dileğimizle bitiyoruz tatlı sohbetimizi.. “Dünyayı sanat kurtaracak bir gün… Yeter ki bizler duruşumuzdan ödün vermeyelim, çarkların bir parçası olmayalım” diyoruz hep beraber… Söyleşimizin sona ermesinin ardından Vedat Sakman sahneye çıkıyor ve birbirinden güzel şarkıları ile umut katıyor dünyamıza… Beyoğlu’na bir yolunuz düştüğünde siz de Cezayir Sokağı’nda Sakman Bar’a uğrayıp bu güzelliklerden payınıza düşeni mutlaka alın diyoruz…

 

www.vedatsakman.com